9 Nisan 2013 Salı

O değil de eskiden, dünya daha güzelken, şampiyonlar ligi maçlarını ulusal televizyonlar yayınlardı. Desteklediğim takım, ki genelde yenilen taraf olur bu, kaç gol atması gerekirse onu kalan dakikaya bölüp "x dakikada bir gol atarsak kazanıyoruz" derdim. Şimdi bu aktiviteyi başka birinden şimdi oynanan Galatasaray - Real Madrid maçıyla ilgili duyunca bi hüzündürük oldum. Hüzündürük evet.

6 Nisan 2013 Cumartesi

Great Expectations


"It is a great human weakness to wish to be the same as our friends. If they are rich, we wish to be rich. If they are poor, then we don't mind being equally poor. We are not ashamed of being stupid, we are only ashamed of being more stupid than our friends. It is a matter of comparison. It is also a matter of expectation. We don't miss things that we never expected to have. We are not disappointed at being poor if we never expected to be rich."
 - Charles Dickens
 

10 Mart 2013 Pazar

İlgi


Aslında kızdığım o kadar çok şey var ki. Nereden başlasam bilemiyorum. En iyisi hiç başlamamak. Ben bir şeye başlayınca onu sınıflandırmaya, evirip çevirmeye ve kendime uydurmaya çalışıyorum. Olmuyor tabi. Her alanda olduğu gibi bu tür çabalar da emek istiyor. İstemeden emek vermek zor. Bazen hiç farkında olmadan ilerleme kaydediyorum. Son beşyüz altıyüz yıllık tarihin işime gelen kısımlarını bilen biri olarak uzun zamandır kendimi rönesans insanına benzetiyorum. Rönesansın da işime gelen kısımlarını değerlendirmeye aldığımı belirtmek zorundayım. İlgimi çekemeyecek ve ilgimi uzun bir süre üstünde tutacak bir konu yok. Oturup avon kataloğu bile okuyabilirim. İstanbul'dan yani benim için hayatın bir şeyler ifade ettiği yerden böylesine uzak olmak kötü. Yani burada geçirdiğim zamanlarda ileride işime yarayacak bir şeyler öğrenmesem zarardayım gibi. Şey, yerine yazacak, söyleyecek bir şeyi olmayanların kullandığı sözcükmüş. Kısmen doğru. Bazen söyleyecek çok şeyim oluyor. Bazen olmuyor. İlgim çok dağılıyor. Tek bir konu seçip üzerine yoğunlaştığımda bir bakıyorum zaman uçup gitmiş, yerine tercih ettiğim insanlar hayatlarına devam ediyorlar. Onlar için mutluluk ya da kıskançlık hissetmiyorum, benim dışımdaki insanların varlığı kendimi onların gözünden gördüğüm kadar önemli. Ama bunu görecek insan bulamamak daha kötü. Çok olunca ne olduğumu anlayamıyorum, az olunca bir şeyleri eksik görüyorum diye korkuyorum. Aslında ortası makbul, ama ortası var mı bu işin? Neyse ki kendime bir uğraş bulduğumda bütün bunlar dağılıyorlar. Ne olduğunu bile hatırlamadığım bir yerde duruyorlar. Ama hatırladığım bir geçmişten silindiklerini görmedim. Boş beyin kötü anıları iyi anılara tercih eder. İmla hatalarıyla dolu bir yazıda bozuk yerleri görmek gibi. Aslında hepsini görüyorum ama ilgimi noktalama bozuklukları çekiyor işte. Görmediğim hataları bilme şansım yok. İşin paradoksu da bu sanırım. Konuşmanın yazıya dökümü iletişimin yüzde yedisi miydi? Yüzde yedi olmadıktan sonra yüzde doksanüçle ne kadar mutlu olabilirsin ki? İnsanlar o yüzden beni her zaman şaşırtmaya devam ediyorlar.

31 Aralık 2012 Pazartesi

I wanted to freeze time.
I wanted to savor that moment...
...to live in that moment for a week.
But I couldn't stop it, only slow it...
...and before i knew it, she was gone.
Love is there if you want it to be.
You just have to see that it's wrapped in beauty
and hidden away in between the seconds of your life.
If you don't stop for a minute, you might miss it.
Cashback

12 Aralık 2012 Çarşamba

Şömine: Söylemesi Güzel, Yazması Kötü

< buraya şöminenin karşısında elinde bir sürü kağıtla oturmuş olan ben tasviri gelecek. yine ben dedim bak. >



Daha fotoğrafını çekmedim ama çekmeyi düşünüyorum. Şey, yaklaşık dört-beş senedir kendimce önemli gördüğüm bazı şeylerden artık kurtulmaya karar verdim. İki sene önce gelen de var iki ay önce gelen de. Hani eski olanlar daha değerli tabi. Yırtmak lazım şimdi bütün bunları, içinde tonlarca özel şey vardır. Pof. Şömine olsa ne güzel olurdu şimdi bak. Biraz yanık kokardı ama o kadar da olsun. Çok fazla kağıt yırtınca elinizde varlığından bihaber olduğunuz kasların ağrıdığını hissediyorsunuz. Been there, done that. Yakmak her açıdan daha değerli. Şimdi bilsen bana gönder onları ben saklarım dersin. Yok olmaz o. Ben de saklardım ama işte. Bana kalsa hiçbir şeyi saklamazdım ama şu sosyal etik yok mu. Fotoğrafını da çektim lanet olsun.

19 Kasım 2012 Pazartesi


Hafızamızın, biz yaşlandıkça fazla yük taşımak istemeyen huysuz bir yük hayvanı gibi attığı ağırlıklar en sevmediği yükler midir, en ağırlar mı, yoksa en kolay düşenler mi?
Orhan Pamuk
Kara Kitap 

11 Kasım 2012 Pazar

Staj Sonu

Arada sırada yazarım demiştim ama çok olmuş yazmayalı. Bu arada pediatri stajının teorik kısmından geçip pratik kısmından şu an bile bilmediğim klinik semptomlarla oluşan bir ileum obstrüksiyonu ile kalmış bulunuyorum. Hakkında yazılacak çok şey var çünkü teorik sınavından geçip pratikten kalmak insana koyuyor. Son iki yıldır başarısız sınav geçirmediğim için daha da koyuyor. Bir de teorikte hakkını vere vere geçip pratikte karın ağrısı semptomlarını sayamamak koyuyor. Demek ki bilmiyorum diye düşünüyorum. Cık. Değil yani biliyorum. Benim de derdim bu ya işte: birilerinin benim bildiğim şeyleri takdir etmesi. Hani sonuç odaklı bir insan olmasam içim rahat dahiliye stajına başlayacağım ama o da olmuyor. Sonuç bütünleme. Demek bir yerde bir eksiklik var. Bir dahaki sefere olmasın.

Kemal Kılıçdaroğlu müjde diye vaatler  sıralamış. Akıl sağlığımı korumak adına bu vaatleri yorumlamak istiyorum. 1) gençlerin ilk teknolojik...